Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını belirleyen 2027-2029 dönemine ait Orta Vadeli Program, makroekonomik istikrarı koruma ve enflasyonla mücadele hedefleriyle kamuoyuna duyuruldu. Küresel piyasalardaki belirsizliklerin ve jeopolitik gerilimlerin arttığı bir süreçte hazırlanan bu program, iş dünyası ve piyasalar için öngörülebilirliği artırmayı amaçlıyor.

Programın merkezinde fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülebilir büyüme yer alıyor. Dezenflasyon sürecinin öngörülenden biraz daha uzun bir zamana yayılacağı kabul edilirken, 2029 yılı itibarıyla enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere çekilmesi temel hedef olarak belirlendi. Kamu maliyesinde disiplinin korunması ve tasarruf tedbirlerinin tavizsiz uygulanması ise bu sürecin en kritik ayağını oluşturuyor.

Finansmana Erişim ve Reel Sektör Destekleri

İş dünyasının en önemli beklentilerinden biri olan finansmana erişim konusu, yeni programda geniş yer buldu. Özellikle KOBİ'lerin işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik seçici kredi mekanizmaları geliştirilecek. İmalat sanayisine yönelik sağlanan finansman destekleri, üretimin ve ihracatın korunması noktasında reel sektöre nefes aldırmayı hedefliyor.

Kredi kanallarının yatırım, üretim ve ihracat odaklı çalışması için somut adımlar atılacağı vurgulanıyor. Bu doğrultuda, 250 milyar TL büyüklüğündeki destek paketlerinin işletmelere hızlı ve etkin şekilde ulaştırılması planlanıyor. Reel sektörün bu süreçteki temel önceliği ise, maliyet baskısı altında dahi olsa rekabet gücünü koruyabilmek.

Enerji Verimliliği ve Dış Denge

Dış ticaret açığı ve enerji maliyetleri, programda ekonominin en hassas dengeleri olarak öne çıkıyor. Enerji ithalatındaki tahminlerin güncellenmesi, yerli enerji kaynaklarına yönelimin önemini bir kez daha ortaya koydu. Yenilenebilir enerji yatırımları ve kritik girdilerde yerli üretimin artırılması, ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirecek uzun vadeli stratejiler arasında yer alıyor.

Programın başarıya ulaşması için özel sektörün ve kamunun ortak bir paydada buluşması gerektiği belirtiliyor. Enflasyonla mücadelenin sadece parasal politikalarla değil, aynı zamanda mali disiplin ve yapısal reformlarla desteklenmesi hedefleniyor. Türkiye'nin küresel ticaret korumacılığına ve bölgesel risklere rağmen ihracat gücünü koruması, ekonomik dayanıklılığın en temel göstergesi olarak kabul ediliyor.