ANKARA - Milli Savunma Bakanlığı, İsrail güçlerinin Suriye sınırları içerisinde yer alan Ebu Ez-Zuhur Hava Üssü'nü hedef alan askeri bir operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Yapılan resmi açıklamada, söz konusu hava üssüne düzenlenen bu saldırının bölgedeki genel güvenlik dengelerini sarstığı ifade edildi.

Bakanlık yetkilileri, gerçekleştirilen bu hamlenin ülkenin kalıcı barış ortamına, egemenlik haklarına ve fiziki altyapısına büyük zararlar verdiğini vurguladı. Bölgesel gerilimi tırmandıran bu tür askeri müdahalelerin kesinlikle kabul edilemez olduğu net bir dille kamuoyuna aktarıldı.

Üste Türk Askeri Bulunmuyordu

Hava üssüne yönelik saldırı haberlerinin duyulmasının ardından Ankara hattında hızlı bir inceleme başlatıldı. Yapılan idari ve askeri tahkikat sonucunda, olay anında veya hemen öncesinde ilgili üs bölgesinde hiçbir Türk askeri unsurunun veya heyetinin bulunmadığı netlik kazandı.

Bakanlık kaynakları, sahadaki askeri personelin güvenliğine yönelik herhangi bir riskin söz konusu olmadığını belirtti. Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığının ve faaliyetlerinin planlanan güvenlik prosedürleri çerçevesinde titizlikle sürdürüldüğü bildirildi.

Uluslararası Hukuk Vurgusu

Ankara yönetimi, komşu coğrafyada kalıcı huzurun tesis edilmesi adına tüm tarafların uluslararası hukuk kurallarına riayet etmesi gerektiğini savunuyor. Bu kapsamda, İsrail tarafının bu tarz kışkırtıcı ve yıkıcı eylemlere derhal son vermesi çağrısı yinelendi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, komşu ülkenin toprak bütünlüğünü savunan yaklaşımı kararlılıkla devam ediyor. Ülkenin tek ordu statüsü altında askeri kapasitesini ve altyapısını yeniden inşa etme süreçlerine sağlanan stratejik destek sürecek.

Ege'deki Enerji Düzenlemeleri

Bakanlık bilgilendirme toplantısında, komşu ülke Yunanistan'ın Ege Denizi'ni kapsayan yeni yenilenebilir enerji mekânsal planlama hamlesi de ele alındı. Söz konusu idari düzenlemenin Ankara açısından hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmadığı açıklandı.

Atılan tek taraflı adımların sahadaki fiili ve hukuki durumu değiştirmeyeceği net şekilde ifade edildi. Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerinin uluslararası hukuk normları çerçevesinde kararlılıkla savunulacağı yinelendi.

Bölgesel meselelerin ve deniz jurisdiksiyonu tartışmalarının silahlı çatışma yerine diplomasiyle çözülmesi gerektiği savunuluyor. İyi komşuluk ilişkileri ve hakkaniyet ilkeleri temelinde yürütülecek her türlü yapıcı diyalog sürecine açık kapı bırakıldığı kaydedildi.