Her yıl aynı şarkı.
Her yıl aynı keman.
Her yıl aynı ağıt.
"Turist gelmiyor..."
"İşler kötü..."
"Ekonomi var..."
"Ekonomi yok..."
Peki hiç dönüp aynaya baktık mı?
Hiç sorduk mu?
Ben nasıl esnafım?
Ben nasıl turizmciyim?
Ben nasıl hizmet veriyorum?
Yok.
Suçu başkasında aramak daha kolay.
Turist suçlu.
Hükümet suçlu.
Dünya suçlu.
Avrupa suçlu.
Herkes suçlu.
Bir tek biz masumuz.
Öyle mi?
İspanya'ya bak.
Yunanistan'a bak.
Oteller dolu.
Rezervasyonlar aylar öncesinden kapanıyor.
Restoranlar dolu.
Sokaklar dolu.
Plajlar dolu.
Ekonomik kriz sadece Alanya'yı mı buldu?
Sadece Türkiye'ye mi uğradı?
Hayır.
Demek ki sorun başka yerde.
Sorun turistte değil.
Sorun bizde.
Acı ama gerçek.
Bir zamanlar turist Alanya'ya gelmek için sıra bekliyordu.
Şimdi seçenek çok.
Bir tıkla Yunanistan.
Bir tıkla İspanya.
Bir tıkla Mısır.
Bir tıkla Karadağ.
Bir tıkla Hırvatistan.
Dünya küçüldü.
Rekabet büyüdü.
Ama biz hâlâ eski kafadayız.
Turisti müşteri değil, av olarak görüyoruz.
Bir geldi mi...
Ne koparırsak kâr.
Mantık bu.
Sonra niye gelmiyor?
Bir tavuk döner.
200 lira.
Bir mercimek çorbası.
200 lira.
Bir kahve.
Avrupa fiyatı.
Ama hizmet?
Balkan köyü standardı.
Sonra turist neden başka ülkeye gidiyor diye düşünüyoruz.
Düşünmeyelim.
Cevap ortada.
Çünkü parasının karşılığını almak istiyor.
Çünkü aptal değil.
Çünkü internet var.
Çünkü kıyas yapıyor.
Bir turist Alanya'da ödediği parayla İspanya'da daha iyi hizmet alıyorsa neden bizi seçsin?
Sevdiğinden mi?
Hayran olduğundan mı?
Mecbur olduğundan mı?
Hayır.
Turist duyguyla değil hesapla hareket eder.
Neresi avantajlıysa oraya gider.
Bu kadar basit.
Bir başka konu.
Kiralar.
İnanılır gibi değil.
1+1 daire.
İçinde üç beş eski eşya.
30 bin lira.
40 bin lira.
50 bin lira.
Ev sahibi mutlu.
Bugün.
Peki yarın?
Şehir boşalınca ne olacak?
Kiracı bulamayınca ne olacak?
Turist gelmeyince ne olacak?
İşte onu düşünen yok.
Kısa vadeli kazanç.
Uzun vadeli felaket.
Alanya'nın yıllardır yaşadığı sorun tam da bu.
Bugünü kurtarma hırsı.
Yarını düşünmeme alışkanlığı.
Dükkan kiraları ayrı bir alem.
20 metrekare dükkân.
25 bin Euro.
30 bin Euro.
40 bin Euro.
Vay be...
Dükkân mı satıyorsun?
Yoksa Boğaz manzaralı saray mı?
Sonra esnaf ağlıyor.
Satış yok.
İş yok.
Kazanç yok.
Olmaz tabii.
Maliyet uçmuş.
Fiyat uçmuş.
Müşteri kaçmış.
Ama suçlu yine başkası.
Bir de şu gerçek var.
Yıllarca turist kazıklandı.
Acı ama gerçek.
Bunu herkes biliyor.
Turist de biliyor.
Google biliyor.
Tripadvisor biliyor.
Sosyal medya biliyor.
Bir kişi yazıyor.
Milyon kişi okuyor.
Eskiden kötü deneyim yaşardı.
Uçağa biner giderdi.
Şimdi fotoğraf çekiyor.
Video çekiyor.
Paylaşıyor.
Dünya görüyor.
Bir yanlış hareketin bedeli ağır.
Ama hâlâ öğrenemedik.
Bir başka mesele.
Çevre.
Denizler.
Sokaklar.
Kaldırımlar.
Çöp.
Koku.
Egzoz.
Gürültü.
Plansızlık.
Dünyanın en güzel manzarasına sahip olabilirsin.
Ama çöp kokuyorsa kimse kalmaz.
Denizin mavisi yetmez.
Şehrin temiz olması gerekir.
Turist sadece güneş istemez.
Huzur ister.
Kalite ister.
Saygı ister.
Yaya geçidinde durmayan sürücü istemez.
Korna terörü istemez.
Egzoz dumanı istemez.
Kaldırımda motosiklet istemez.
Sürekli rahatsız edilmek istemez.
Her on metrede bir kolundan çekiştiren esnaf istemez.
Tatile gelir.
Strese değil.
Bir de şu mağaza önleri meselesi.
Turist yürüyor.
Önü kesiliyor.
"Buyur abi."
"Gel bak."
"İndirim var."
"Bir dakika."
"Bir bak."
Turist kaçıyor.
Biz hâlâ anlamıyoruz.
Avrupa'da yapabilir misin?
Yapamazsın.
Ceza yersin.
Burada normalleşmiş.
Sonra neden müşteri girmiyor?
Çünkü huzur bırakmıyorsun.
Turist kendini rahat hissetmek ister.
Av gibi hissetmek istemez.
Gelelim belediyelere.
Yıllarca vergiler toplandı.
Harçlar toplandı.
Gelirler toplandı.
Peki sonuç?
Trafik sorunu.
Altyapı sorunu.
Ulaşım sorunu.
Otopark sorunu.
Çevre sorunu.
Borç sorunu.
Vatandaşın sormaya hakkı var.
Bu paralar nereye gitti?
Bu şehir neden hâlâ aynı sorunlarla boğuşuyor?
Elbette yeni gelen yönetimler sihirbaz değil.
Bir günde düzelmez.
Ama geçmişin hesabı da verilmelidir.
Çünkü şehirlerin kaderi günü kurtarmakla değişmez.
Planla değişir.
Vizyonla değişir.
Akılla değişir.
En önemlisi de dürüst öz eleştiriyle değişir.
Şimdi herkes yardım bekliyor.
Borçlar ertelensin.
Vergiler ertelensin.
Faizler silinsin.
İyi de...
Vatandaş ne olacak?
Asgari ücretli ne olacak?
Emekli ne olacak?
Kredi kartı borcu olan ne olacak?
Onların da mı faizleri silinsin?
Yıllarca yüksek kazanç elde edenler şimdi yükü toplumun sırtına bırakmak istiyor.
Olmaz.
Herkes bedel ödüyorsa herkes ödeyecek.
Kimse ayrıcalıklı değil.
Asıl ihtiyaç duyulan şey af değil.
Değişim.
Zihniyet değişimi.
Turizm anlayışının değişmesi.
Fiyat politikasının değişmesi.
Kalite anlayışının değişmesi.
Müşteriye bakışın değişmesi.
Kısacası...
Aynaya bakmak.
Alanya kötü bir şehir değil.
Tam tersine.
Dünyanın en güzel şehirlerinden biri.
Denizi var.
Tarihi var.
İklimi var.
Doğası var.
İnsan potansiyeli var.
Eksik olan tek şey.
Gerçeklerle yüzleşme cesareti.
Turist kaçmadı.
Biz kaçırdık.
Müşteri gitmedi.
Biz gönderdik.
Şehir kötüleşmedi.
Biz sahip çıkamadık.
Bugün hâlâ vakit var.
Ama önce şu kemanı bırakmak lazım.
Aynı şarkıyı söylemeyi bırakmak lazım.
Çünkü sorun turistte değil.
Sorun bizde.
Ve çözüm de yine bizde...