Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan, İstanbul'da gerçekleştirilen Slush’D etkinliği kapsamında düzenlenen "Agentic Pazaryeri: Yapay Zeka Ticareti Nasıl Yeniden Şekillendirecek" başlıklı panelde önemli açıklamalarda bulundu. İnan, yapay zeka teknolojilerinin e-ticaret sektöründe süreçleri hızlandırmanın çok ötesine geçerek, iş yapış biçimlerini kökten değiştiren temel bir unsur haline geldiğini vurguladı.

Panelde paylaşılan verilere göre, Trendyol bünyesindeki yazılım süreçlerinin yaklaşık yüzde 20'si otonom yapay zeka araçları tarafından gerçekleştiriliyor. Şirketin teknoloji ekiplerinde ise yapay zeka asistanlarının kullanım oranı yüzde 90 seviyelerine ulaşmış durumda. Bu teknolojik dönüşümün, 16 binden fazla görevin otonom bir şekilde yürütülmesini sağladığı belirtiliyor.

Kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi

İnan, yapay zeka e-ticaret dünyasında kullanıcı deneyimini nasıl dönüştürdüğünü örneklerle anlattı. Günlük 17 milyon kullanıcısı bulunan platformda, her bir kullanıcıya özel, dinamik ve anlık değişebilen içerikler sunmanın mümkün hale geldiğini ifade etti. Bu teknolojinin alışveriş yolculuğunu kişiselleştirmede kritik rol oynadığını belirten İnan, "Yeni teknolojilerle birlikte platformun görünümünü ve içeriklerini neredeyse gerçek zamanlı olarak kişiselleştirebiliyoruz" dedi.

Yapay zeka ajanlarının alışveriş sürecindeki rolüne ilişkin ise dengeli bir yaklaşım öngörüyor. Özellikle moda ve yaşam tarzı kategorilerinde kullanıcıların keşfetme ve karşılaştırma dürtüsünün yüksek olduğunu belirten İnan, uçtan uca otonom alışveriş modelinin daha çok ürün tercihinin önceden belli olduğu kategorilerde yaygınlaşmasının beklendiğini söyledi.

KOBİ'lerin küresel rekabet gücü artıyor

Yapay zeka teknolojileri sadece tüketici tarafında değil, satıcılar ve küçük işletmeler için de büyük fırsatlar sunuyor. Trendyol'un geliştirdiği "Ortak" isimli dijital asistan, satıcıların operasyonel iş yükünü hafifletirken, yapay zeka destekli veri analizleri stok yönetimi ve ürün tasarımı süreçlerinde rehberlik ediyor. Ayrıca Trendyol LLM modeli sayesinde satıcılar, dil bariyerlerine takılmadan 10 farklı dilde uluslararası pazarlara açılma imkanına sahip oluyor. Bu gelişmelerin, yerel işletmelerin küresel rekabette daha güçlü konuma gelmelerine destek sağladığı ifade ediliyor.